Sınav sürecinde kaygı ve motivasyon

Sınavlar, bir öğrencinin eğitim hayatı boyunca en sık karşılaştığı zorlayıcı yaşantılardandır. Gerek sınavlara hazırlanma süreci ve gerekse sınava girişler, motivasyon ve kaygı sorunlarını da sıklıkla karşımıza çıkarmaktadır. Öğrenci, ders çalışma ve sınava hazırlanma sürecinde isteksiz olmakta; sınavla ilgili de aşırı derecede gerginlik hissetmektedir.

Motivasyon sorunu; ders çalışmaya karşı isteksizlik, eğitimden ve okuldan beklentilerin düşük olması, başladığı çalışmaların doğru dürüst sonunu getirememe, kısa süreli isteklilik artışı olsa da kısa sürede enerjinin yeniden düşmesi, ders çalıştığı anlardan çabuk sıkılma, işlerini yarım bırakma, ödev gibi sorumluluklarına karşı ilgisizlik vb. gibi durumlarla kendini gösterir. Sınav kaygısı ise, normal zamanlarda belirgin bir kaygısı olmadığı halde, sınava yakın zamanlarda ve sınav anında, ellerin terlemesi, titremesi, nefes alıp vermede zorlanma, kalp çarpıntısı, yüzde kızarma, kasların ağrıması, hiç yemek yiyememe ya da aşırı yeme, uyku düzeninin bozulması, zihnin dağınık olması, dikkati toplayamama, öğrendiklerini o an için hatırlayamama, huzursuzluk, her an kötü bir şey olacakmış gibi hissetme vb. ile kendini gösterir.

Motivasyon ve kaygı, çok boyutlu sorun olarak değerlendirilmelidir. Her iki durumun da gerçek anlamda bir sorun olup olmadığını ayırt etmek son derece önemlidir. Bu noktadaki en temel ayırt edici kriter, "işlevsellikte bozulma” olup olmadığıdır. Eğer öğrenci, bu sorunlar nedeniyle, okul hayatı ile ilgili ödev yapma, okula gidip gelme, sınavlara girip çıkma vb. temel sorumluluklarını yerine getiremeyecek duruma gelmiş ve aynı zamanda kapasitesinin altında bir performans ortaya koymaya başlamışsa bunun bir sorun olduğunu kabul etmek doğru olacaktır.

Motivasyon ve kaygı, beyinde orta beyin olarak anılan "limbik sistem”in fonksiyonlarıdır. Limbik sistem, temelde bizim ruh halimiz ve duygu durumumuzla ilgili işlevleri yerine getirir. Özellikle kaygı, "amigdala” denilen küçücük bir parçanın sorumluluğundadır ve bu parça, insanda oldukça etkin çalışabilmektedir. O nedenle de, davranışlarımızı çok kolay kontrol altına alabilmektedir. Limbik sistemin bu aktivitesini kontrol altına alan sistem de, beynimizin ön bölümü olan "prefrontal korteks”tir. Dolayısıyla, limbik sistem bir duyguyu yoğun bir şekilde yaşama eğilimindeyken, prefrontal korteks de, bu duygulanımlarımızı yönetme ve yönlendirme imkanı vermektedir. Eğer beynimizin bu bölümü yeterince etkin çalışmazsa da duygularımızı kontrol etmekte zorlanmamız kaçınılmazdır. Bir başka ifadeyle, beynimizin temel fonksiyonları arasında yer alan motivasyon ve kaygı yapımız temelde doğuştan gelen özelliklerimizdir ve doğumdan sonraki yaşantılarımızla da nitelik ve nicelik yönünden şekillenmektedir. Bu bilgiden hareketle, bir öğrencinin motivasyon ve kaygı sorunlarını yönetmek de doğal olarak, çok daha öncelerden planlanması gereken bir süreçtir. Eğitim hayatı başladıktan sonra öğrenciler için öncelikle yapılması gereken şey, onun "temel motivasyon ve kaygı yapısı”nı belirlemektir. Böyle bir tanımlama bize onun limbik sisteminin aktivite yapısının ipuçlarını, yani doğasını gösterecektir. Bu sorunlarla ilgili yapılacak çalışmalar da doğal olarak bu ön bilginin üstüne kurulabilecektir. Unutulmamalıdır ki, önemli ve öncelikli olan şey, bir sorunu sorun olmadan çözüme kavuşturmaktır.

Öğrencinin motivasyon ve kaygı sorunları açısından en kritik noktalardan biri de, ona destek vermesi gereken anne-baba ve öğretmenlerin çözümün değil, sorunun bir parçası olmasıdır. Çünkü onların "iyi niyetli” (!) çabaları, görünüşte öğrenciyi bu durumdan kurtarmaya yönelik görünse de, çoğu zaman aslında kendi egolarına hizmet amaçlıdır. Bu nedenle de sorunu çözmek bir yana tam tersi bir etkiyle, durumu iyice içinden çıkılmaz hale getirebilmektedir. Yetişkinler genelde, çocuğa kızmakta, bir sürü anlamsız nasihatlerde bulunmakta ve kendilerinin geçmişteki başarılarından söz ederek akıllarınca ona model olmaktadırlar. Kimi zaman da aşırı derecede üzülerek çocuğun sorun alanını iyice genişletmektedirler. İşin gerçeği şudur ki, bu tür tepkiler hiçbir zaman bu sorunu çözmede işe yaramaz. Hatta, kaygıyı azaltmak ve motivasyonu artırmak amacıyla yapılan telkin edici konuşmalar çoğu zaman aksi bir etki ile kaygıyı daha da artırabilmektedir. Çünkü bu tür sorunlar, yapılacak birkaç küçük hamle ve konuşma ile çözülebilir nitelikte değildir.

Motivasyon ve kaygı sorunlarının çözümünde ilk akla gelmesi gereken en gerçekçi çözüm, bir uzman desteğinin alınmasıdır. Bu süreç, en başından itibaren bir profesyonelle birlikte takip edilmelidir. Böylece sorunun, kapsamı, boyutları, direnci, kişilikle bağlantısı, semptomları, performansa etkisi gibi durumlar, bir yetişkinin duygusallığı ile değil, gerçekçi bir değerlendirmeyle ortaya konmalıdır. Çözümünde de, uzmanın yönlendirmesine bağlı olarak, ilaç desteği gerekip gerekmediği, bilişsel ya da davranışçı terapilere ihtiyaç duyulup duyulmadığı ya da daha farklı çözümlerin gerekip gerekmediği gibi seçenekler değerlendirilmelidir.

Bir anne-baba ya da öğretmen açısından düşünüldüğünde de, yapılması ve yapılmaması gerekenler şöyle özetlenebilir:

• Çocuğun ikna edilmesi amacıyla uzun ve karmaşık mantıksal açıklamalar yapmanın hiçbir anlamı ve yararı yoktur. Çünkü bu sorun, temelde akıl odaklı değil, duygu odaklı bir sorundur ve duyguların ağırlıklı olarak belirleyici olduğu bir süreç, akla hitap edilerek çözülemez. Biraz espriyle ifade etmek gerekirse, bu durum, aşık olan birine, "aşık olma” demek gibi bir şeydir. Doğaldır ki, aşığın bunu algılaması söz konusu değildir.

• Çocuğun bu süreci, bir tembellik, sorumsuzluk, saygısızlık vb. gibi etiketlemelerle asla değerlendirilmemelidir. Çünkü bu tür etiketlemeler, çocuğun benlik algısını yerle bir ettiği için, sadece içinde bulunduğu durumu daha fazla kabullenmesine ve süreçten iyice kopmasına neden olmaktadır.

• Çocuğun kendini hazır hissettiği durumlarda mümkün olduğunca dinleyici olmak gerekir. Kaliteli iletişim ortamları oluşturularak, konuşması sağlanmalıdır. Ancak, konuşması için doğrudan ya da dolaylı zorlamalara asla girilmemelidir. Bu konuda içten bir öneri ortaya konduktan sonra konuşup konuşmama kararı ona bırakılmalıdır. Konuşmayı tercih ederse de, sürekli sözü kesilerek uzun nutuklar çekilmemeli, aksine, mümkün olduğunca anlatması teşvik edilmelidir. Bunun en iyi yolu da; küçük yansıtmalar yapmak (sürekli bu sorunu yaşamaktan yorulduğunu hissediyorsun, sınav anında aşırı derecede heyecanlanıyorsun, içinden hiç ders çalışmak gelmiyor vb.), konuyu genişletmeyi sağlayan küçük sorular sormak (Ders çalışmada seni engelleyen şeyler neler?, Sınav süresince neler yaşıyorsun? Ne zamandan beri böyle hissediyorsun? vb.), yarım bırakılmış cümleleri kullanmak vb.

• Öğrencilerin sınava hazırlanma sürecinde girdikleri deneme sınavlarının sadece bir akademik hazırlık değil, aynı zamanda psikolojik hazırlık amaçlı olduğu unutulmamalıdır. Buna bağlı olarak, bu sınavların bir kaçında, öğrencinin yanında ayrı bir kağıt bulundurarak, sınav süresince neler hissettiğini ve yaşadığını kaydetmesi sağlanmalı ve bu kayıtlar üzerinden sorun ile ilgili değerlendirme yapılmalıdır.

• En az bir deneme sınavı "puan odaklı” değil, "konfor odaklı” hale getirilmelidir. Öğrenci ile görüşülüp anlaşılarak, o sınavda alacağı puanın hiçbir önemi olmayacağı, sadece içinden geçtiği gibi ve ev ortamında çözüyor gibi çözmesi istenmelidir. Böylece, çocuğun bir deneme sınavı ortamında, kaygılı anları ile kaygısız anları arasındaki farkı yaşaması sağlanmış olacak ve olumsuz duygularını yönetme imkanı verilmiş olacaktır.

• Okullardaki rehber uzmanların da, daha öğretim yılı başından itibaren, gevşeme teknikleri, zihinsel düzenleme teknikleri gibi becerileri kazandırmaları sağlanmalıdır.

Öğrencilerin eğitimsel süreçlerde yaşadığı motivasyon ve kaygı sorunları, bilinçli bir ebeveyn, pedagojik formasyon açısından iyi yetişmiş bir öğretmen, uzmanlık bilgisi gelişmiş bir rehber öğretmenin işbirliği ve alınacak profesyonel bir destekle belirli bir çözüme kavuşturulabilir.

Yrd. Doç. Dr. Oktay Aydın
Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi
oktayaydin@emarakademi.com